Pazar, Ocak 25, 2026
Google search engine
Ana SayfaDünyaProtestolar Büyürse Ne Olur? Emre Diner İran İçin En Tehlikeli Senaryoyu Açıkladı

Protestolar Büyürse Ne Olur? Emre Diner İran İçin En Tehlikeli Senaryoyu Açıkladı

Gazeteci ve Dış Politika uzmanı Emre Diner Azerbaycan’ın devlet kurumu Azerbaycan Haber Ajansı’ndan ( APA) Faiq Mahmudov’a İran’daki protestolara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Diner, İran’daki protestoların uzaması durumunda rejimin zayıflayacağını ve dış müdahaleye açık hale gelebilme tehlikesine dikkat çekti.

İran’daki protestolara yönelik senaryolara da değinen Diner, ABD ve Ankara’nın protestolara bakış açısı farklılık gösterdiğini ifade etti.

Türkçe ve İngilizce olarak yayımlanan röportajın tam metni şöyle:

Faiq Mahmudov: Türkiye açısından İran’da yaşanan son protestoları nasıl tanımlarsınız?

Emre Diner: Türkiye komşularının her daim toprak bütünlüğüne saygı göstermiş, aynı saygıyı kendisi de beklemiştir.

Ankara’nın sınır komşusu olan Tahran’daki olayları Türkiye temkinli ve dikkatli bir şekilde takip etmektedir.

Türkiye’den bakıldığında İran’a gerek Türkiye gerekse bölge için en önemli özelliği elbette ki “istikrar unsuru” olarak bakılır.

Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın açıklaması kritik önemdir.

Bakan Fidan, İran’daki gösterilerin aynı zamanda yurt dışından, manipüle edildiğini belirtti.

Hatta daha ilerisini ifade etti Bakan Fidan. “İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad bunu gizlemiyor” dedi.

Esasen mesele yaşananları hangi açıdan değerlendirildiğidir. Ben bir gazeteciyim. diplomat değilim ancak, gazeteci ve dış politika uzmanı olarak değerlendirme yapacak olursam, haziran 2025 tarihinde ABD-İsrail ve İran arasındaki 12 günlük savaşta askeri noktalar, nükleer tesisler hedef alınmıştı. Bu bir noktada savaşın “Enerji, askeri ve siyasi” boyutudur.

İsrail-İran çatışmalarının petrol fiyatlarını ve sonrasında özellikle İran ekonomisindeki enflasyonu ciddi derecede etkilemiştir. Bu süreçte ABD’nin AB ile birlikte İran’ın nükleer üretimi konusunda anlaşmaya yanaşmadığı söylemleriyle “yaptırım” kelimesinin de ülke ekonomisini etkiledi.

Dolayısıyla, 12 günlük savaş sonrası Tahran’da enflasyon ve para birimindeki çöküş, halkın öfkesine neden oldu. Hatta halkın tek gündemi günlük yaşam mücadelesi haline geldi. İran’da rejim halkın son 10 yıldır olan tepkisini İsrail ile gerilim yaşayarak tepkileri öteliyordu. Fakat ABD ve İsrail’in İran’daki sivil, bürokrasideki hücrelerin harekete geçmesiyle tepkiler sokağa taştı.

Şuan ki durum ise ABD-İsrail-İran eksenindeki savaşın, “Askeri, Siyasi, enerji” boyutunun devamı olan “EKONOMİK” boyutudur.

Bu sürecin planlı bir şekilde işlediği aşikar. İsrail İran’da rejimin düşürülmesine yönelik adım atacağı sinyalini aylardır veriyor. Hatta ABD ile bu konuda istişare ediyor. ABD Başkanı ise, İsrail’e “zamanını bekle” mesajını veriyor. ABD-İsrail-İran üçgeninde 12 günlük savaş bir askeri projeksiyonuydu. Şu anki durum 12 günlük savaş sonrası alınan “kırılgan” ateşkes sonrası başlayan protestolar ifade ettiğimiz gibi savaşın “Ekonomik” boyutudur.

Nihayetinde, İsrail ve ABD’nin amaçları çok açık. Geleneksel olarak, istikrarlı bir dönemde çok riskli olacak stratejik bir darbe indirmek için İran’ın maksimum iç zayıflık anından yararlanmayı hedefliyorlar. Ekonomik boyutun ardından ABD ve İsrail’e göre, öldürücü darbe “SİBER SALDIRILARDIR.” Protestolara paralel İran’da kritik kurumların siber saldırıların hedefi haline gelmesiyle rejimin daha fazla darbe almasının hedeflendiği açıktır.

Sonuç olarak, ABD Başkanı Trump’ın Venezuela’ya yönelik müdahalesiyle ortaya çıkan bu gerçek sonrası direksiyonun İran’a kırılacağı aşikardı. İran’da üç eyalette başlayan protestolar, an itibariyle ülkenin her yerine yayıldı. Trump ve İsrail’in “Sivillere dokunmayın öldürürüz” açıklamaları halkı hissedilir bir şekilde cesaretlendirmiştir.  ABD’nin en büyük hedefi de gün yüzüne çıktı.

Başkan Trump, Çin’in küresel ekonomik gücünü kırabilmek adına yeniden körfezde egemen güç olabilmek amacıyla İran’ da rejim değişikliğine gitme hedefindeydi. Bu politikada İsrail ile yol aldı. Çünkü amaç ve çıkarları ortak. Geçmişte körfez bölgesinde Amerikan ve İsrail’in çıkarlarını 1979’a kadar korumuş olan sadık müttefiki İran Şahı’na benzer bir siyasi figür olan sürgündeki Rıza Pehlevi’den Tahran’daki protestolara destek, İran’ın başına getirebilme tezini de hali hazırda ortaya koyuyor.

Faiq Mahmudov: Ankara bu protestoları İran’ın iç meselesi olarak mı değerlendiriyor, yoksa bölgenin genel güvenlik sorunu olarak mı görüyor?

Emre Diner: Türkiye’den bu konuya ilişkin ilk açıklama Dışişleri Bakanı Sayın Fidan’dan gelmişti. Şu cümleleri kullandı Sayın Bakan “Ama İsrail’in beklediği bir sonun olmayacağını kesinlikle görüyorum. Yani İran halkı hangi konuya kimin için ve ne kadar tepki koyacağını bilir.” dedi. Dolayısıyla bu açıklama Ankara’nın İran’daki olayları iç meseleden çok dış destekli olarak gördüğünü anlamına geliyor.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun “İranlıların mücadelesiyle; özgürlük, hürriyet ve adalet talepleri ile dayanışma içindeyiz” ifadesi, İran’daki halk ayaklanmalarının dışarıdan daha çok desteklendiği ihmalini kuvvetlendiriyor. Buna elbette ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’da devam eden gösterilerde insanların öldürülmesi halinde Washington’ın “İran’ı çok sert vuracağız” söylemini de “dış destekli” olabilir ihtimali sinyali veriyor.

Faiq Mahmudov:  İran’da yaşanan protestolar, Türkiye’nin bölgesel güvenlik çıkarları ve sınır istikrarı açısından hangi riskleri ve meydan okumaları gündeme getiriyor?

Emre Diner: Sınır komşuları olan ve 560 km’lik bir sınırı paylaşan Türkiye ile İran’ın ilişkileri nasıl etkiler en fazla merak edilen sorular arasında…

İran’daki uzun süreli bir iç karışıklığın Türkiye için en başta orada barınan Afgan mülteciler ve yasadışı göç açılarından olumsuz etkisi olabileceği bilinmelidir.

Türkiye sınırlarında ikinci bir Lübnan görmek istemez. Suriye’de Yeni lider Ahmet El Şara yönetimi gelene kadar.  Türkiye sınırlarını “riskli faktörlerden” korumak adına çok mücadele verdi. Dolayısıyla İran’daki iç karışıklığın uzun süreli sürmesi ciddi bir göç dalgası tehlikesi oluşturur.

Faiq Mahmudov: Sizce mevcut protestolar, İran içinde kademeli siyasi değişimlere yol açabilir mi?

Emre Diner: Protestolarda İranlıların sürgündeki Rıza Pehlevi’nin resimlerini taşıması…

Özellikle “Pehlevi dönecek” ve “Şah çok yaşa” gibi sloganlar ülkede sokaklarında yeniden duyulması…

Pehlevi’nin adının yeniden ön plana çıkması “değişim” sinyali gibi geliyor.

Pehlevi, 28 Aralık’ta başlayan protestoların başlamasıyla kritik süre zarfında ciddi takipçi edindi.

Hatta İranlıların bazı kesimi İsrail Başbakanı Netanyahu’dan aldığı desteğe de şüpheyle bakan ciddi oranda bir kesim var. Sosyal medya paylaşımlarında bunu da görebiliyoruz.

Tahranlılar artık kriz istemiyor. Bu net, eğer bu şekilde düşünce artarsa, “Ekonomi bitti, bunun üzerine İsrail ve ABD İran’daki yöneticilere bir kez daha saldırırsa değişim fikri ve hedefi kaçınılmaz hale gelir.

Pehlevi’nin İranlılar tarafından tercih edilmesi halkın çaresizlikten kaynaklandığını da hatırlatmak gerekir.

İran’da baskı ve enflasyon karşıtlığı dışında net bir alternatif siyasi hat çizilmemesi ve muhalif liderlerin bastırılmasının Pehlevi’nin elini güçlendirdiğini söylemek pek de yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Netice itibarıyla “rejimin çökmesi siyasi denklemin değiştiği” senaryoya bakılacak olursa eğer, ABD Başkanı Trump’ın Pehlevi’yi pek de düşünmediğini tahmin etmek de zor değil. Pehlevi’yi İranlılar için lider vasfına yakın biri olarak gördüğünü de sanmıyorum.

Faiq Mahmudov: Bu protestoların uzaması, Orta Doğu ve Güney Kafkasya bölgelerinde hangi güvenlik senaryolarını gündeme getirebilir?

Emre Diner: İran tarihi köklü bir ülke. Dolayısıyla uzun sürekli protesto başta bölgesel istikrarsızlığı artırabilir. Bunun yanı sıra öncelikle Türkiye, Irak, Pakistan ve Azerbaycan’a ciddi anlamda mülteci baskısı oluşturur.

Dolayısıyla İran’daki protestoların uzaması demek etkinin derinleşmesine yol açar. Bu durum İsrail ve ABD’nin müdahalesine zemin hazırlamaya kadar gider. Yeniden yaşanan savaşla birlikte jeopolitik güç dengeleri sarsılmakla birlikte Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelere yeni bir fırsat penceresi oluşturabilir. Ekonomik anlamda ise, özellikle petrol fiyatlarını etkileyebilir. Arz talep dengesi değişebilir. Şii-Sünni gibi mezhepsel çatışmaya bağlı gerilime yol açabilir. Daha da tehlikelisi bu sayede yeni bir vekil savaşına dönüşebilir. Güney Kafkasya’da ise jeopolitik öneme sahip Zengezur koridorunun oluşmasını erteleyebilecek krizlere yol açabilir.

FM: ABD–İran ilişkilerinde artan gerilim bağlamında, Washington’un İran’daki protestolara yaklaşımı Türkiye tarafından nasıl okunuyor?

ED: Türkiye hiçbir ülkenin iç meselesine müdahil olan bir ülke olmadı. Bu politikayı her daim benimseyen bir tutum içinde olmuştur. Ankara Washington’un İran’a yönelik yaklaşımında tıpkı Rusya-Ukrayna savaşında ilişkilerin diplomasi yoluyla çözülmesinde “arabuluculuk” rolü üstelendiği gibi, ABD Başkanı Trump’a İran ile ilişkilerin diplomatik çerçevede bir müzakere ile yeniden normalleşme politikası izleyebilir. 12 günlük savaşta Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın bu tezi destekleyen söylemleri olmuştur. Hali hazırda Türkiye’ye göre ABD’nin İran’daki protestolara yönelik yaklaşımının dengeli ve pragmatik bir tutum çerçevesinde politika izlemesi gerektiği düşüncesinde olabilir.

FM: Orta ve uzun vadede İran’da yaşanan bu süreçler, Türkiye’nin bölgesel rolünü güçlendirebilir mi, yoksa Ankara’yı daha temkinli bir politika izlemeye mi sevk edebilir?

ED: Öncelikle İran ile Türkiye arasında ticari hacmi oldukça büyük. Bu durumda Türkiye ticaret alanındaki çıkarını korumak isteyebilir. ABD ile İran arasında Ankara’nın temel dış politikası olan “Balance diplomacy” denge diplomasisini koruyarak İran ile ilişkilerini sürdürmeyi hedefleyebilir. İran’daki eylemlerin uzun süre yaşanması Türkiye’ye kilit bir rol üstlenmesine neden olabilir. İç karışıklıkla ülkeden kaçış planlayan İranlıların farklı ülkelere göç etmesiyle birlikte oluşan potansiyel mülteci akınları, enerji-ticaret bağlantı güzergahı ve Ankara’nın jeopolitik konumu nedeniyle aktif bir pozisyon almasını gerektirebilir. Türkiye birçok krizde kilit rol oynadığı gibi İran-AB-ABD ekseninde en güvendiği müttefiki kardeşi Azerbaycan devleti ile birlikte arabuluculuk rolünü üstlenmesi olasıdır.

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Most Popular

Recent Comments