Gazeteci ve Dış Politika Uzmanı Emre Diner, Pakistan TV’de katıldığı yayında İran’ın Hürmüz Boğazı üzerinden izlediği stratejiyi değerlendirdi. Diner, Tahran’ın temel hedefinin boğazı tamamen kapatmak değil, geçiş maliyetlerini yükselterek enerji piyasaları ve küresel ticaret üzerinde baskı oluşturmak olduğunu söyledi.
Ortadoğu’da artan gerilim, Yemen’deki gelişmeler ve Hürmüz Boğazı’nın geleceği Pakistan TV’de ele alındı. Canlı yayına katılan Gazeteci ve Dış Politika Uzmanı Emre Diner, İran’ın Hürmüz politikasının yalnızca askerî açıdan okunmasının eksik olacağına dikkat çekti.
“İRAN HÜRMÜZ’Ü AÇMIYOR PAHALAŞTIRIYOR”
Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapanmasının İran açısından da ciddi ekonomik ve siyasi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Diner, Tahran’ın bunun yerine kontrollü baskı stratejisi izlediğini ifade etti.
Diner, “Bir deniz yolunu stratejik silaha dönüştürmek için mutlaka tamamen kapatmanız gerekmiyor. Güvenlik riskini yükselttiğinizde sigorta primleri, navlun maliyetleri ve enerji taşımacılığının bedeli artıyor. Böylece askerî olarak kapatılmayan bir boğaz, ekonomik açıdan çok daha pahalı bir geçiş noktasına dönüşüyor” değerlendirmesinde bulundu.
“TAHRAN’IN AMACI PAZARLIK GÜCÜ ÜRETMEK”
Tahran’ın Hürmüz üzerindeki baskıyı diplomatik müzakerelerden bağımsız değerlendirmediğini vurgulayan Diner, İran’ın enerji güvenliği üzerinden uluslararası aktörlerin hesaplarını etkilemeye çalıştığını söyledi.
“İran açısından Hürmüz yalnızca bir deniz geçiş noktası değil, aynı zamanda müzakere masasında kullanılan stratejik bir kaldıraçtır. Tahran maliyeti yükselterek yaptırımlar ve güvenlik garantileri konusunda pazarlık gücü üretmeye çalışıyor.”
Diner’e göre bu nedenle Hürmüz’de yaşanan her gerilim yalnızca İran ile bölge ülkeleri arasındaki bir güvenlik sorunu olarak görülmemeli. Boğazdaki risk artışı enerji fiyatlarından taşımacılığa, sigorta sektöründen küresel tedarik zincirlerine kadar çok daha geniş bir alanı etkileyebilir.
DİNER: ARTIK YENİ STRATEJİ YOLU PAHALILAŞTIRMAK
Gazeteci ve dış politika uzmanı Diner, günümüz jeopolitiğinde ekonomik baskının askerî güç kadar önemli hale geldiğine işaret ederek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Bir ülkeyi zayıflatmak için artık mutlaka sınırını geçmeniz gerekmiyor. Limanını vurmak, petrol kuyularını ele geçirmek veya ordusunu yenmek de tek zafer biçimi değil. Bazen o ülkenin dünyaya açıldığı yolu pahalılaştırmanız yeterli.”
Bu yaklaşımın yalnızca Hürmüz açısından değil, Kızıldeniz, Bab el-Mendeb ve Süveyş hattındaki gelişmeler açısından da okunması gerektiğini belirten Diner, kritik deniz yollarındaki güvenlik sorunlarının küresel güç rekabetinin giderek daha önemli bir parçası haline geldiğini ifade etti.
Suudi Arabistan için kritik soru: Saldırılar durdurulabildi mi?
Pakistan TV yayınında Yemen ve Suudi Arabistan’a yönelik Husi saldırılarını da değerlendiren Diner, Riyad açısından başarının yalnızca Yemen’de vurulan hedeflerin sayısıyla ölçülemeyeceğini söyledi.
Diner, “Suudi Arabistan’ın asıl sınavı Yemen’de kaç hedef vurduğu değil, kendi şehirlerine yönelik saldırıları durdurup durduramadığıdır” dedi.
Askerî operasyonların henüz Husi saldırılarını tamamen sona erdiremediğine dikkat çeken Diner, bölgedeki güvenlik denkleminde askerî caydırıcılığın diplomatik ve siyasi sonuç üretmesi gerektiğini vurguladı.
HÜRMÜZ’DEKİ MÜCADELE ARTIK SADECE PETROL MESELESİ DEĞİL
Diner’e göre Hürmüz’de yaşanan mücadele, petrol tankerlerinin geçişinin çok ötesinde bir anlam taşıyor.
Diner, yayında Hürmüzle ilgili tespitlerinde “Bugün Hürmüz’de tartışılan şey sadece petrolün geçip geçmeyeceği değil. Asıl mesele, küresel ticaretin maliyetini kimin belirleyebileceği ve bu maliyetin diplomatik pazarlığa nasıl dönüştürülebileceğidir” ifadelerini kullandı.
Diner, önümüzdeki dönemde Ortadoğu’daki güç mücadelesinde enerji koridorları, deniz yolları, lojistik maliyetleri ve sigorta sektörünün askerî gelişmeler kadar yakından takip edilmesi gerektiğine dikkat çekti.


