Cuma, Şubat 28, 2025
Google search engine
Ana SayfaDünyaDijital tüketim çıkmazı: Sürekli bağlı kalmak mı, özgürleşmek mi?

Dijital tüketim çıkmazı: Sürekli bağlı kalmak mı, özgürleşmek mi?


Sabah uyandınız, henüz yüzünüzü bile yıkamadan panikle telefona sarıldınız. Haberleri, trendleri, sosyal medya akışını hızlıca gözden geçiriyorsunuz. Acaba gece boyunca önemli bir şey mi kaçırdınız? Yeni bir viral video mu var? Popüler dizinin son bölümü hakkında herkes konuşurken siz hâlâ izleyemediniz mi? Biraz gerginsiniz…


Ya da tam tersi; uyandınız, telefonunuza bakmadan kahvenizi aldınız ve pencerenin önünde sakin bir sabahın tadını çıkarıyorsunuz. Günün nasıl geçeceğine dair hiçbir endişeniz yok. Dijital dünyadan kopuk olmak sizi kaygılandırmıyor, aksine huzur veriyor.


Yaşanan bu iki zıt durumu modern çağda iki kavramla açıklıyoruz: 


FOMO (Fear of Missing Out – Bir Şey Kaçırma Korkusu) ve JOMO (Joy of Missing Out – Kaçırmanın Keyfi).


FOMO, bireylerin sosyal medyada veya dijital dünyada olup biteni kaçırmaktan duyduğu kaygıyı ifade ederken, JOMO bunun tam tersine, kaçırmanın getirdiği huzuru temsil ediyor.


Günlük hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelen dijital dünya, sosyal medyanın ve online platformların etkisiyle bu iki kavramı daha da görünür hale getirdi. Peki, dijital dünya bizi kaçırma kaygısıyla nasıl etkiliyor? Kaçırmanın keyfini çıkarmak mümkün mü? Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Toplu ile bu iki kavramın medya tüketimi üzerindeki etkilerini konuştuk.


FOMO: Medya tüketimimizi nasıl şekillendiriyor?


Geleneksel medya ve dijital medya arasındaki FOMO farkı


Geleneksel medya ile dijital medya arasında FOMO yaratma açısından önemli farklar bulunuyor. Geleneksel medya, televizyon programları ve gazete manşetleriyle bireylere belirli zaman dilimlerinde içerik sunarken, dijital medya ise 7/24 anlık içerik akışı sağlayarak bireylerin sürekli bağlı kalmasına neden oluyor. Prof. Dr. Mehmet Toplu’ya göre, “Dijital medyanın kişiselleştirilmiş içerik sunması, kullanıcıların gündemden kopmamak için sürekli ekran başında kalmasına sebep oluyor. Geleneksel medya ise daha sınırlı bir içerik sunarak bu kaygıyı daha kontrollü bir düzeyde tutuyordu” diyor.


FOMO, bireylerin gündemi takip etme baskısı hissetmesi ve bir şeyi kaçırma korkusuyla hareket etmesi anlamına geliyor. Özellikle sosyal medya platformları, bu kaygıyı besleyen en önemli faktörlerden biri.


Prof. Dr. Toplu’ya göre, FOMO bireylerde psikolojik baskı yaratarak medya tüketimini kontrolsüz hale getirebiliyor. “FOMO’nun medya üzerindeki en büyük etkisi, insanları sürekli bir içerik döngüsüne hapsetmesi ve gündemi kaçırma korkusuyla bilinçsiz tüketime yönlendirmesidir” diyor.


Ayrıca, yapılan araştırmalara göre, sosyal medya kullanıcılarının yüzde 60’ından fazlası, belirli trendleri kaçırmamak adına telefonlarına gereğinden fazla zaman harcadıklarını kabul ediyor. Dijital medya ve sosyal ağlar, bireylerin dikkat süresini kısaltarak FOMO etkisini daha da güçlendiren algoritmalar kullanıyor.


Gençler ve FOMO


Sosyal medyanın en büyük hedef kitlesi gençler. Algoritmaların bilinçli olarak oluşturduğu içerik akışı, gençleri sürekli ekran başında tutmaya teşvik ediyor. Özellikle Instagram, TikTok, X ve YouTube gibi platformlar, gençleri sürekli güncellenen içeriklerle besleyerek hiçbir şeyi kaçırmamak için onları ekrana bağlıyor. Bir video izlenirken aniden bir başkası öneriliyor, popüler bir fenomenin paylaşımları dakikalar içinde milyonlara ulaşıyor ve gençler gündemin gerisinde kalmamak için sürekli yeni içerik tüketiyor.


“Doomscrolling” olarak bilinen, kontrolsüz bir şekilde saatlerce sosyal medya içeriklerini kaydırma alışkanlığı, bu kaygıyı daha da derinleştiriyor. Zamanın nasıl geçtiği fark edilmeden bir içerikten diğerine atlanıyor ve sonunda birey, sadece tükettiği ama hiçbir şey öğrenmediği bir döngünün içine hapsoluyor.


Bunun yanı sıra, popüler kültürde olup bitenleri kaçırmak sosyal çevre açısından da bir risk olarak görülüyor. Popüler bir diziyi izlemeyen veya yeni bir internet akımına katılmayan gençler, sosyal çevrelerinde konuşulan konuların dışında kalma korkusu yaşayabiliyor. Bu da onları istemedikleri halde içerik tüketmeye ve paylaşmaya itebiliyor.


JOMO: Kaçırmanın keyfi mümkün mü?


JOMO’nun medya tüketimine etkisi ve dijital detoks


JOMO kavramı, medya tüketiminde bireylerin içerik bombardımanına kapılmak yerine bilinçli tercihler yapmasını sağlıyor. Dijital detoks uygulayan bireylerin uzun vadede daha az stres yaşadığı ve odaklanma becerilerinin arttığı araştırmalarla kanıtlanmış durumda. Prof. Dr. Mehmet Toplu’ya göre, “JOMO bireyleri, dijital dünyada hızla tüketilen içerikler yerine, derinlemesine bilgi edinmeye ve kendi zamanlarını daha verimli yönetmeye teşvik ediyor” diyor.


Bir gün boyunca telefonunuza hiç bakmadığınızı hayal edin. Sabah çayınızı içerken sosyal medyada gezinmek yerine kitabınızın sayfalarını çeviriyorsunuz. Akşam, popüler dizinin son bölümünü kaçırdığınızı fark ettiğinizde panik olmuyorsunuz, aksine rahatlıyorsunuz. İşte JOMO, yani “Kaçırmanın Keyfi” tam da burada devreye giriyor!


JOMO geçici bir trend mi, yoksa yeni bir yaşam tarzı mı?


JOMO, birçok kişi için bir akım gibi görünse de aslında kalıcı bir yaşam tarzına dönüşebilir. Dijital tüketimi bilinçli şekilde yönetmek, bireylerin zamanlarını daha etkili kullanmalarını ve sosyal medyadan kaynaklanan stres faktörlerinden uzaklaşmalarını sağlıyor. Prof. Dr. Mehmet Toplu’ya göre, “JOMO sadece bir trend değil, bireylerin dijital alışkanlıklarını gözden geçirerek daha sürdürülebilir bir medya tüketimi benimsemelerine olanak tanıyor” diyor.


Araştırmalara göre, dijital detoks uygulayan bireylerin stres seviyeleri düşerken, üretkenlikleri ve uyku kaliteleri artıyor. Sosyal medyadan uzak kaldıkları süre boyunca, bireyler daha fazla gerçek dünya etkileşimi yaşadıklarını, derinlemesine düşünme fırsatı bulduklarını ve yaratıcılıklarını geliştirdiklerini belirtiyorlar.


Dijital çağın getirdiği FOMO ve JOMO ikilemi, bireylerin medya tüketimi alışkanlıklarını yeniden gözden geçirmesine neden oluyor. Kaçırma korkusuna kapılmadan, bilinçli ve dengeli bir medya kullanımı mümkün mü? Belki de yanıt, daha az kaydırma, daha çok yaşama felsefesinde gizlidir.

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisment -spot_imgspot_imgspot_imgspot_img

Most Popular

Recent Comments