Beden/beyin koalisyonu, ruh muhalefeti ve kalp.

0

Beden 25 yaşına kadar tazelenir. 25. yıl itibarıyla beynin gelişim süreci biter. Yani biyolojik gelişim yolculuğu tamamlanır.

Bundan böyle beyin hücre yenilenmeleri gün be gün azalacaktır.

Sonraki yıllar dengeli yönetim, yol alım, üretim, icraat, proje ve tasarım yıllarıdır.

İnsanın, bedenen, zihnen, ruhen ve kalben en verimli, en çılgın çağı 25-40 yaş arasıdır.

Bu yaş aralığı sürecinde en çılgın projeler, en cesur adımlar, en olmaz işler, işlevsellik, en stratejik savaşlar ve barışlar gerçekleşirse gerçekleşir.

Aksi taktirde yaşam mastürbasyonla sürmüş, geçip gitmiş, beyhude çaba harcanmış anlamına gelir.

Beyin ve beden en yakın akraba ve ortaklardır. Beynin biyolojik gelişimi embriyo evresinden başlayıp 25 yaşına kadar sürer ve ardından aklıbaşında 25/40 üretim çağı başlar.

Dolayısıyla bedensel gelişim de beyinle birlikte noktalanır.

Ha unutmadan evlenmeye niyeti olan da bu yaş aralığında evlenir. Yine olmazsa, kısmet değilmiş der geçer.

Yani, bu öyle bir dönemdir ki, bu süreçte kişimin balta mı yoksa sapı mı olacağı belirginleşir.

Bir baltaya sap olup/olamama dönemidir bu..

40’ından sonra gelen gelişim pek hayra alamet değildir.

Tam aksine, ruh, bedeni terk edinceye, değişim ve devinim gelişimini sürdürür.
Ruh, beden/beyin koalisyon ortağı iktidarının en güçlü muhalefetidir.

Ruh öyle muhalif ve anarşisttir ki..

Beden ve beynin kararlarına, gücüne veya güçsüzlüğüne hep itiraz eder, projelerine gem vurur ve der ki:

“Tasarladığınız her projede benim de karalarımı ve kimyamı esas alacaksınız..
Aksi taktirde bu memleket coğrafyasının (bedenin) tüm illere (organlara) dağılan erkinizi ve etkinizi zayıflatırım.

Böylelikle, hakimiyetiniz, asla tam ve randımanlı olmaz. Bensiz, ne yaparsanız yapın, size huzur vermem” tehditinde bulunur.

Hal böyle olunca!!

Görünmez ve nesnel olan, yönetimde güç Sahibi olan, V. Kuvvet Kolu diyebileceğimiz bu politik güç (ruh) kendi stratejisini beyne ve bedene zoraki kabul ettirir.

Ruhun bitmez tükenmez enerjisinden ve yönlendirmelerinden, aşırı muhalefetinden daralan beden ve beyin. Zaman zaman, ruhtan gizli bazı girişimlerde bulunsalar da, sonunda çuvallayan, fiyaskoyla sonuçlanan bu kaçamakların ruhsuz bir tat vermediğini anlar ve bundan vazgeçerler.

Ve böylece ruhun projelere kattığı hazzın, estetiğin ve derinliğin tadına varan veya alışan beden ve beyin, onsuz hiç bir şey yapmama zorunda hissederler.

Yani ruhun (muhalefetin, zıtlıkların, karşıtlıkların, tersliklerin, farklılıkların) temas ettiği her proje (aşk, ilişki, sosyallik, siyaset, iktidar, sosyal toplumsal mutluluk) ruhsuz bir haz vermemeye başladığı için, önce beyin ruh bağımlılığına yenik düşer ve sonra da beden ruha amade olup biat eder hale gelir.

Beyin ve bedenin, yani (Başkan ve Valilerin) her siyasetinin, hareketinin, adımlarının, projelerinin ve her nevi düşüncelerinin kendilerine muhalefet eden ruhun rızasını da alma kaçınılmazlığı elzemdir.

Canlı ve cansız tüm varlıklar gibi beyin ve beden zamanla yorulup, yaşlanıp, gücünü yitirip, kenarı çekilmek, emekliliğini isteyip dinlenme ihtiyacı talep edebilir.

Bu çok doğal ve ekolojik/çevresel,

biyolojik/bedensel bir gerekliliktir.

Hatta ruhun verdiği muhalefet desteğiyle iktidar erkini daima sürdürebileceği yanılgısına kapılan beden ve beyin, yaşlı bitkin iktidarını, projesiz bir şekilde biraz daha sürdürebilir.

Bu süreçte:

Sanrı yönetimler Tanrılaşır

Ve: Hayali yollar yapılır, düşsel hizmetler verilir. Havanda su dövülür, elekte hava elenir, bulutlardan kirmen eğrilir, düş tezgahında buhardan kilim dokunur, damlalardan kazak örülür.

Köpükten köprü, profiterollü projeler geliştirilir.

Kevgirle çorba, süzgeçle su içilir.

Pamuktan kale, tüyden saray, kıldan/kamıştan hanlar/hamamlar yapılır.

Tükürükten barajlar, üfürükten rüzgar gülleri elektrik üretir.

Uçarak yerin dibine, kaza kaza arşa ulaşılır.

İlk önce beden, sonra beyin kabullenir emekliliği veya iflası..

Sonrası mı?

Bir gün aniden beyin ölümü gerçekleşir..

Beyin, beyliğini, beden de benlik ve bencillik hakimiyetini kaybediverir.

Bu bir insanın ölümü, bir devrin sonu denektir.

Her şeye rağmen ruh hala bedendeyse, durum/ahval yaşam desteğine bağlı demektir. Yani çıkmadık candan Ümit kesilmez.

Tüm valilikler (organlar) beyin (Başkan) istifa da etse, görevlerinden kaytarsalar da.
Ruhun iradesi, yani halkın muhalefet gücü direndiği sürece, ruh canlılığını sürdürdükçe, yürüdükçe, yol aldıkça, direndikçe, kalp atmak, beyin çalışmak, beden tüm organlara (valiliklere) görev verme zorunluluğuna devam edecektir.

Bu böyle sürer gider….

Unutulmamalı ki, kaptan gemiyi, ruh bedeni terk etmedikçe bu yolculuk devam mecburiyetindedir.

Ölüm yavaşça şöyle gelir:

Önce beyin ölümü gerçekleşir, sonra kalp durur.

Ne kalp mi?

Şu ana kadar kalpten neden söz etmedin ey kalpsiz yazar diye sorarsanız bana?!!

Kalp, hem bedenin, hem beynin, hem de ruhun ana vatanı ve ana yakıtıdır. Enerji kaynağının merkezidir yani.

Beden ve ruhun koalisyon ortaklığı ruhsuz ise en çok kalbi yorar. Kalp, en vatan sever, en naif, en emektar en hayata bağlayıcı, en gerekli organdır..

Beyin ve beden uyku esnasında ölü, ruh ise firardadır. İşte bu geçici ölüm sürecinde (uyku esnasında) vücudu ve beyni canlı tutan tek yaşam destekçisi kalptir.

Kalp, yani ana enerji ve yakıt kaynağı.

Yani kalp, tüm vücut organlarının orkestra şefidir. Hem enstürümanları, hem de çok sesli filarmonik koristleri yönetir.

Yani kalp, insan vücudunun assolistidir.

Ve en nihayet, assolistler sahneye en son çıkar ve en son inerler.

İnsan ana rahmindeki yolculuğuna başladığında küçük bir kan pıhtısı ama heyecan verici kalp atışıdır.

Ve nihayet son gelir:

Ve gösterinin sonunda önce beyin ölümü gerçekleşir, mücadeleyi ve savaşı kalbe bırakır.

Kalp onu uyandırıp canlandırmak, hayata döndürmek için elinden geleni yapar.

Hatta ruhun elinden tutar sakinleştirmeye çalışır. Ölüm anında ruh ve kalp, birbirine sarılmış ayrılmak istemeyen ama ayrılık anının geldiğini de bilen iki aşık gibidir.

Ruh haşarıdır, haylaz çocuktur, hayta ergendir, delifişenk gençtir, yeri gelir bilge erdemdir. Kanla kardeştir ruh, damarlarla kankardeştir, anarşisttir, devrimcidir.

Kalp direnebildiği kadar direnir. Sonra oda yorulur ve durur. Sonra, beden soğur, ruh bedeni yavaşça ve sonra aniden terk ettiğinde ölüm gerçekleşmiş olur.

Son şans, hayata yeniden dönüş, ancak ve ancak, kalbe yapılan iyi niyetli şoklarla insan hayata döndürülür.

Kalp, yani ortak payda, toplumsal değerler, sağ duyu, ortak ruh yani, yani çok sesli filarmoni korosunun şefi pes ederse ölüm gerçekleşmiş olur.

Yani kalp (Ana enerji kaynağı) el ayak çektiği anda tüm otorite tarumar olur.

Beyin (Başkan) artık hükümsüzdür, beden (memleket) gayrı güdümsüdür, ruh (muhalefet) bundan böyle üfürüktür,

Ve sevgili O.Kaya sıra geldi senin sorduğun soruya:

“Hocam, insan bedeniyle ruhunun yaşı aynı zaman zarfında mı ilerliyor ve yaş alıyor.” Diye sormuşsun?

Bu sorunun cevabı kişinin yaşam felsefesi, enerji kaynağı ve inancına göre değişir sevgili Osman.

Bazen ruh yorgun olur ve yaşlı hisseder kendini.

Bazen de beden yorgun olur ve yaşlı hisseder tensel hacmini.

Bedenle ruh, yukarıda da anlattığım gibi birbirine acımasızca, canhıraş muhaliftir.

Bazı insanlar ruh talebinde yaşamayı tercih eder, bazı insanlar beden.

Bazı insanlar nesnel materyalisttirler, buna da realizm, gerçekçilik derler; bazılarıysa duygu ve düşünceye değer verirler.

Kimileri Allah’a ve ilahi inanca bağlılık gösterirler bazıları ise dünyevi Tanrılara paraya Şan’a şöhrete.

Hatta bazıları yeni bir dünyevi kutsal kitap yazdırır arzularına.

Ruh hadi kalk bir şeyler yap, harekete geç, kendini yaşa, varlığını kanıtla, henüz ölmediğini kanıtla, der.

Beden ruhun gazına gelir gelir elbet, çeşitli hamlelere girişir, sonuçsuzdur, beyhudedir tüm yeltenişler lakin, yine de didinir.

Ruh eğlen coş, hayatını yaşa, der.

Ancak, zamanın bedene ve beyne yüklediği tecrübeye dayalı yorgunluk halt etme otur yerine, der.

Ve hayat, oturup kaldığın yerde, geçmişin güzelliklerinin ve çirkinliklerinin hayallerinde gürültülü bir lunaparka dönüşür.

Sen ise yorgun ve bitik demokrat.

İçindeki çocukla birlikte el ele tutuşup, hep çocukluğa, hep annenin hatıralarına, ilk aşkın heyecanına düşsel yolculuklar edersin.

Yorulup pes eden beden olur, gönül kocamaz, hep genç kalır.

Beden ve ruh hep aynı zamanda yaş alıp el ele yürürler, ama gün gelir ihtiyaçları ve arzuları başkalaşır. İşte orada yol ayrımına girseler de. Alışverişe de, hastaneye de, pastaneye de birlikte giderler.

Sık sık, ruh eğlenelim der, bern dinlenelim der ve en çok bu konuda kavga ederler.
Birbirlerinden sıkılarak ve birbirlerini aldatarak hayat yolculuğuna devam ederler.

Şöyle diyorum bir şiirimde:
Eskiden kalp aşktan
heyecandan çarpardı habire..
Şimdi hezeyandan nafile..

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz