Atatürk’ü anarken…UBP çuvallarken

0

Bir 10 Kasım daha gelirken Atatürk’ün bilmem kaçıncı ölüm yıldönümü diyerek onu anmak biraz garip geliyor.

O ölmedi ki öldü diyelim.

Büyük İskender gibi bilinen dünyanın yarısını fethetmedi, fethetmek için yollara düşmedi, ama yurdunu fethetmeye gelen bilinen dünyanın ve bilinen tarihin ebedi ve ezeli fatihlerinin tümünü tek bir savaşta dize getirdi, onlara gururlu ve onurlu bir ulusun kurtuluş savaşı ruhu canlandığında nelere muktedir olabileceğini gösterdi…

Böyle bir adam, böyle bir lider, ölür mü, ölebilir mi!

Ölmez, istese de ölemez, öldürülemez.

Hiçbir güç onu öldürmeye yetmez, yetemez, çünkü O’nunki gibi manevi bir güç, dünyaya bir kez gelir, bir daha da gelemez.

Gelecek olsaydı, insanlık tarihi boyunca defalarca gelirdi, gelmedi.

Dünya var oldukça, tarih onu yaşatacaktır, çünkü yaşatmayı seçmiştir.

Çünkü O, fatihler bilinen dünyadaki rakipleriyle tek tek savaşıp da onları tek tek yenerken, ülkeleri, ulusları fethederken…Çünkü O, bilinen dünyanın ülkesini ve halkını pervasızca fethe gelen tüm fatihlerini aynı anda dize getirmiş, ulusuyla tek yumruk, tek yürek olarak dünya tarihini tersine çevirmiş tek liderdir.

O’nun eserinde doğan ve onurlanan bizim gibiler var oldukça, yürekler onu yaşatacaktır, yüreklerin en derin sevdasında yaşayacaktır…

Her doğan yürekle yeniden doğacak, idealleri, ülküleri, değerleri yeniden yeşerecek, sonsuza dek meyvelerini verecek, yeni baştan yarattığı ulusun onurlu çocuklarını yüceltecektir.

Adam gibi adamdı, adamların adamıydı…

Asker gibi askerdi, askerlerin askeriydi…

Devletinin, ulusunun adamıydı, devlet adamlarının deviydi…

Lider gibi liderdi, tarihin kabullendiği liderlerin lideriydi ve öyle de kalacak.

Ölüm mü? O’nun için vız geldi, tırıs gitti…

Ölüm bile O’nun önünde eğildi, dize geldi, naçiz vücudu öldüğü anda ruhu hiç ölmemek üzere dirildi.

Ruhundaki güç, bir millet, bir devleti, bir daha yıkılmamak üzere diriltti.

Ne içerdeki düşmanlar, ne de dışardaki düşmanlar O’nun ruhunda yükselen devleti ve ulusu yıkamazlar. Yıkabilseler bile, tarih yeni baştan tekerrür edecek, O’nun eseri onurlu çocuklarının vereceği yeni bir Kurtuluş Savaşı ile yeniden dirilecektir…

Tarih, O’nun gibi liderlerin ve O’nun yolundan gidenlerin çizdiği yoldan gider.

………………………..

Şu Kıbrıslı Türkün işlerine akıl sır ermez.

Daha dün tüm hamasi siyasete rağmen Cumhurbaşkanlığı seçimini alan UBP, sıra kendine yeni bir genel başkan seçmeye gelince, akla hayale gelmeyecek şekilde çuvalladı, hem de çok fena çuvalladı.

AKP kurultaya müdahale etti diye ortalık kalktı oturdu, ikinci tura kalan iki aday adaylıktan çekildi, rezaletin daniskası yaşandı.

Etti ya da etmedi, hiç orasında değilim işin, ama özellikle UBP içinde bu rezilane gidişatı seyrederken içimden iki satır yazı yazmak hiç geçmedi, şu anda da geçmiyor, ama zoraki olarak yazıyorum.

Ortalığı kaldırıp oturtan iddialara karşılık yarıştan çekilen iki adaydan tek bir açıklama gelmedi, sadece Hasan Taçoy müdahalelere mahal vermemek için yarıştan çekiliyoruz dedi.

Kısacası, müdahale olduğunu olabilecek en açık şekilde kabullendi ve ifade de etti.

Burada müdahale edilmiş olsa bile, müdahaleyi eden mi, yoksa o müdahaleyi kabul eden mi daha basiretsizdir, esas bunu sorgulamak lazım.

Bana göre eden değil, kabullenendir, esas basiretsiz olan…

Müdahale yapıldıysa ve kabullendiysen, bir basiretsizliğin, bir karın ağrın var ki kabullendin demektir.

Her ne sebeple olursa olsun, böylesi kaotik bir ortamda bir siyasi partinin, üstelik de memleketin en büyük siyasi partisinin genel başkanlık seçimine doğrudan veya dolaylı olarak müdahale yapmak ve o müdahalenin de kabullenilmesi, tek bir sonuç doğurur, o da hem UBP’nin hem de AKP’nin kendi ayaklarına kurşun sıkmasıdır.

Bu kadar basit.

Bu saatten sonra, geçmişte binbir entrika ile UBP’den birkaç milletvekilini ayartıp da ÖRP’yi kurdurtan, CTP ile koalisyona sokan, UBP’yi dışlayan ve CTP ile akıl yoldaşlığı yapan AKP, bu sefer de ikinci hatasını yaptı ve bu saatten sonra hem UBP’yi hem de CTP’yi kendine iyice düşman etti.

Ülkenin toplamda yüzde elliden fazla oy oranına sahip iki büyük partisini kendine düşman etmek kime ne fayda sağlar ki!!!

Şu anda Ersin Tatar Cumhurbaşkanı seçilmiş olsa bile, bu saatten sonra Ersin Tatar’ın pozisyonu da ciddi tehlike ve tehdit altındadır.

UBP delegesi günün sonunda bu ülkenin seçmeninin en az yüzde otuzunu temsil ediyor.

Bu yüzde otuzun yüzde kırkıyla ikinci tura kalan Faiz Sucuoğlu, ne sebeple olursa olsun, yarış dışı bırakılmamalıydı, herşey yolunda giderken ve birinci tur olabildiğince seviyeli şekilde yaşanmışken bir anda kaosa girilmemeliydi.

Eğer kasten “Bakın işte, kim olursanız olun, ne olursanız olun, istersek iki lafta, bir kalemde defterinizi düreriz” mesajı verilmek istendiyse, bu mesajı verenler ve bu kaotik ortamı yaratanlar bilsinler ki bu gidişat hiç ummadıkları bir zamanda ters tepecektir ve günün sonunda görüşme masasında eğer Rumlar leyhine, Türkler aleyhine bir gelişme yaşanırsa ve bu şekilde referanduma gidilirse, Kıbrıslı Türklerin yarısından fazlası sırf bu saçma sapan gidişattan kurtulsun diye, aleyhte de olsa, bir anlaşmaya onay verecektir ve Kıbrıs ve Kıbrıslı Türkler Türkiye’den zaman içinde kopacaktır.

Bu gibi müdahaleler, sebebi ne olursa olsun,  sonuçlarına bakıldığında ve gelecekteki olası sonuçları düşünüldüğünde,  hem Kıbrıslı Türklere hem de Türkiye’ye yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Diğer taraftan, UBP içinden gelen açıklamalara bakıldığında, daha da şaşırıyoruz, hayretler içinde kalıyoruz.

Vekilin biri diyor ki, kurultayda aday olan beş kişi bir daha aday olmayacaklarına dair taahütname verdiler, bir daha aday olurlarsa siyasi hayatları biter…

Hade yahu!

Haksızlıktan kendine hak payı çıkarmayı, basiretsizlikten basiret dersi çıkarma derdine düşmeyi hala marifet mi sanıyorsunuz!

Senin parti olarak adamların iradelerine ve haklarına zincir vurmak gibi bir hakkın mı vardı???

Esas bu zihniyette olanların siyasi hayatı bitti de haberleri yok!

Adam ister aday olur, isterse olmaz, senin de bir vekilden aday olmayacağına dair bir taahütname almak gibi bir hakkın yok!

Ha, eğer böyle bir hakkın var olduğunu iddia edersen, sen demokratik teamüllerle, yasayla, hukukla yönetilen siyasi bir parti değil, şantajlarla, entrikalarla  yönetilen bir siyasi tarikatsın, siyasi cemaatsın, siyasi çetesin demektir…

Seçmenin de, delegenin de böyle bir durumda diyeceği tek şey böyle bir şantajın altında kalacak olanın da boynu kopsun olur…

Farkında değilsiniz ama, bu operasyon UBP’yi bölüp parçalama operasyonudur, ülkede güçlü partiler değil, küçük ama etkisiz partiler yaratma operasyonudur.

HP de bunun bir parçasıydı.

Bu kadarcık bir detayı göremiyorsanız, değil parti, devlet yöneticisi filan, mahallede bakkalın tezgahtarının yamağı bile olamazsınız demektir…

Bu halleriniz esasında bu toplumun da kendine nasıl yöneticiler seçtiğinin açık ve saçık göstergesidir.

Her toplum hakettiği şekilde yönetilir.

Mercedes’te takım taklavat gezen, havuzlu villada oturan ganimet ve avanta delisi sonradan görmeler toplumu 46 senede 42 hükümet kurduktan ve hepsini de gafilliğinden ve zihinsel sefilliğinden dolayı kafasına giydikten sonra olacak olan olsa olsa 43. hükümeti de kurmak ve 44.sünü kurmadan önce onu da kafasına giymek olur!

Malesef hala haksızlıktan hak payı çıkarmayı kendine hak gören, uzaktan kumandalı toplum dizaynı ve siyaset dizaynı diye birşeyden haberi olmayan, olsa da işine geldiği için gıkını çıkarmayan, işine gelmediğinde ise yaygarayı basan, hem kel hem fodul, hem gafil hem de sefil bir siyasi zihniyetimiz var.

Bu saatten sonra ya herkes aklını başına toplayacak, ya da aklı kendine bile yar olmayanların aklıyla kendi kendimizi yiyip bitireceğiz.

Faiz Sucuoğlu bu gidişata isyan etti ve sonuna kadar gideceğim diyor, inşallah dediğini yapar ve UBP’nin içindeki kurşun askerler de silkinip, kendilerine gelirler.

Uzaktan kumandalı toplum ve siyaset dizaynı girişimleri iki ucu keskin bıçak gibidir, her iki ucundan tutanlara da illa ki zarar verir.

Artık biraz akıl, biraz izan, biraz sağduyu…

Birazcık ama birazcık, fazla değil, birazcık da yeter!

Dünyayı sarsan kaos bizi de yiyip bitiriyor, böylesi bir kaosa ek olarak gafilliğin ve aymazlığın çok mu gereği var!!!

Var diyorsanız, devam edin, tutan yok nasılsa…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz