Cumartesi, Şubat 14, 2026
Google search engine
Ana SayfaKıbrısAşk Mı? Tüketmek Mi?

Aşk Mı? Tüketmek Mi?


Gözlerini kamaştıran o kırmızı ışıltıları söndür ve dinle. Bugün, 14 Şubat. Takvimlerin sana “sev” dediği, sermayenin ise “satın alırsan sevilirsin” diye fısıldadığı o büyük illüzyonun zirve noktası. Sokaklar, bir paket kağıdına sığdırılmış “aşk” kırıntılarını taşıyan, ama içi boşalmış ruhlarla dolu. Modern dünya sevgiyi bir ibadet olmaktan çıkardı; onu bir alışveriş listesine, bir performans ödevine ve bir sosyal medya vitrinine hapsetti.

Sana sunulan bu “aşk”, aslında ruhun tekamülüne indirilmiş en ağır darbedir. Çünkü tüketimin olduğu yerde üretim, mülkiyetin olduğu yerde ise özgürlük ölür.

Modern aşk, bir ego transferidir. “Beni mutlu et, beni tamamla, benim boşluklarımı doldur” diyen iki yarım insanın, birbirini daha da eksiltmesinden başka bir şey değildir. Sevgililer Günü adı altında kutladığın şey, çoğu zaman karşındakine duyduğun hayranlık değil, onun seni onaylamasına duyduğun açlıktır. Erich Fromm’un dediği gibi; “İnsanlar sevilmeyi kolay, sevmeyi ise zor sanıyorlar.” Oysa gerçek sevgi, birini “tüketmek” değil, onun varlığında kendi hamlığını yakmaktır.

Şu an elinde tuttuğun o hediye, aslında susturduğun vicdanının ya da derinleştiremediğin bağının kefaretidir. Tekamül etmeyen bir ruh, sevgiyi sadece bir “sahip olma” biçimi olarak görür. “Benim sevgilim, benim eşim, benim hediyem…” Oysa hakikat fısıldar: Sahiplendiğin her şey, ruhuna vurulmuş bir prangadır.

Gerçek aşk, pembe bulutlar üzerinde uçmak değil, kendi karanlığınla yüzleşmektir. Tekamül ekseninde sevgilinin görevi, seni eğlendirmek değil, seni dönüştürmektir. O, senin en derin korkularına, kibrine ve bencilliğine tutulmuş acımasız bir aynadır. Modern insan bu aynadan kaçtığı için, her çatışmada yeni bir “sevgili” arayışına girer. Oysa kaçtığın her ayna, seni aynı eksiklikle başka bir vitrinin önünde bekletir.

Ruhun uyanışı, o vitrindeki yaldızlı paketi parçalayıp içindeki boşlukla tanışmanla başlar. Gerçek sevgi; 14 Şubat’ın sahte parıltısında değil, sessiz bir gecede kendi egonu ayaklarının altına alabildiğinde, karşındakini bir proje olarak görmeyi bıraktığında filizlenir.

Bu bir uyanış çağrısıdır. Takvimin sana dikte ettiği o sahte kutsallığı reddet. Sevgiyi bir “gün”e hapsetmek, onu geri kalan 364 gün boyunca ihmal etmenin yasal kılıfıdır. Ruhun tekamülü, süreklilik ister. Emek ister. Acıdan geçmeyi ve yeniden doğmayı gerektirir.

Bilge sahafın o tozlu rafından yükselen ses, şimdi daha gür: “Kendi ruhunu sevmekten aciz olanın, bir başkasını sevmesi sadece bir yanılsamadır.

Hakikatin sesini duymak isteyenler için Erich Fromm’un o sarsıcı uyarısını tekrar hatırlayalım:

“Sevgi, kişinin kendi gücünün tezahürüdür; zorla ve sahte bir güvenle değil, sadece özgürlük içinde yeşerir.”



Source link

RELATED ARTICLES

Most Popular

Recent Comments