Çarşamba, Ocak 28, 2026
Google search engine
Ana SayfaKıbrısİnsanı, hayat değil, hayatın adaletsizliği yorar…

İnsanı, hayat değil, hayatın adaletsizliği yorar…

İstatistik Dairemiz var ama, istatistik özürlüyüz. Hem de yıllar öncesinden gelerek.

Eğer, 1960’lardan başlayarak Kıbrıs Türk Halkının istatistik verileri var olsaydı, adım gibi emin psikolojik sorunlar başta, kanser dahil pek çok hastalığın, o zor yılarda çok düşük düzeyde olduğu ortaya çıkacaktı.

Neden?

Dayanışma içinde ayakta durma mücadelesi vardı. Adaletsizlik duygusunu dürtecek, gelir, servet ya da yaşam standartları arasında uçurumu boş verin, ciddi fark yoktu.

Kısaca, kimse kendi kendini yemiyordu.

***

1974’e kadar Hapishanemiz de yoktu, tımarhanemiz de…

Sarayönü’ndeki polis merkezinin birkaç odası hapishane, Selimiye Camii yakınlarındaki Eski Saray Sokak’taki sarı taştan okul binasının bir bölümü tımarhane, bir anlamda Ruh ve Sinir Hastalıkları servisi veren bir yerde. İlgili doktor sayısı da uzun yıllar bir elin parmak sayısı kadar yoktu.

Yazımın devamını tükenmişlik sendromuna bağlayacağım… 1963 – 1974 arası, umutsuzluk için her şey vardı ama insanlar umutsuz değildi. Ne bireysel ne toplumsal tükenmişlik sendromu söz konusu olamazdı.

***

Şimdi geleneksel medya ile sosyal medyaya bakın mahkeme haberleri sayfaları dolduruyor. İnsanın o haberleri görüp kendini huzur ve güven içinde hissetmesi mümkün değil.

Mutsuz ve umutsuz olmak için, – örneğin dünkü-  Meclis çalışmalarını izlemek yeter de artar bile.

Mahkeme salonlarına kadar sıçrayan, siyasi bağlantılı suçlamalar.

Siyasilere duyulan saygı ve güven, yıllar evvel muhtarlara duyulan saygının, güvenin yanından geçmez…

En ciddi konular, ortak akıl yoluyla ele alınamıyor.

Tüm bunları ister istemez izleyen insanımız yıpranır, umutsuzluğa düşer…

***

Tükenmişlik sendromu, modern çağın en süslü ama en acımasız tanımlarından biri. İlk bakışta bireysel bir ruh hâli gibi durur… Oysa biraz yaklaştığınızda, arkasında koskoca bir bozuk, kokuşmuş, adalet duygusunun ağır yaralı olduğu düzenin izlerini görürsünüz. Sonuçta Yeşilırmak’tan Dipkarpaz’a kadar yorulan, sadece Kıbrıs Türk insanı değildir… Yorgunluğun devamında yıpranan hayallerdir, aşınan adalet duygusudur, ertelenen hayatlardır.

***

İnsan neden tükenir?  Çok çalıştığı için mi? Hayır.

İnsan, çalıştığının karşılığını alamadığında tükenir. Konuştuğu hâlde duyulmadığında, itiraz ettiği hâlde ciddiye alınmadığında, umut ettiği hâlde her seferinde hayal kırıklığına uğradığında tükenir… Asıl yorgunluk da buradan başlar.

***

Son zamanlarda KKTC’nin değişik bölgelerinde, değişik toplum kesimlerinden insanlarla konuşuyorum.

Azıcık sohbeti uzattığınız zaman tükenmişliğin sessiz varlığı, çok kolay anlaşılır.

Tükenmişlik sessizdir. Çoğu zaman bağırmaz, isyan etmez. Sabahları alarmı, dakikaları sayarak ertelemekle başlar,  yatakta “S” şekilde bükülüp, kendi kendine söylenen, “nasıl olsa hiç bir şey değişmez” cümlesiyle devam eder.  

Zamanla, öfke yerini kayıtsızlığa bırakır.

Kayıtsızlık kitlesel tepkiyi olumsuz etkiler. Temsili demokrasi gibi, temsili katılımla eylemler olur, Meclis ya da Başbakanlık önünde. Kayıtsızlık tükenmişliğin en tehlikeli aşamasıdır. Çünkü öfkeli insan hâlâ direnir; kayıtsız insan vazgeçmiştir.

***

Tükenmişlik sendromu, sadece bireyin sorunu değildir.  Bozuk yapının, sistemin ürettiği bir sonuçtur. Sürekli belirsizlik üreten bir siyaset, adalete olan güveni aşındıran bir sistem, emeği değersizleştiren bir ekonomi… Bunların hepsi tükenmişliği besler. Sonra dönüp bireye “neden mutsuzsun?” diye sorarlar. Yanlış soru budur. Asıl soru şudur: İnsanlara mutlu olmak için ne sunuldu?

***

Tükenmişlik, gençlerde “gitme” isteğiyle, orta yaşta “katlanma” hâliyle, yaşlılarda ise “susma” biçimiyle ortaya çıkar. Her kuşak başka türlü yorulur ama sonuç aynıdır: Hayattan geri çekilme. İşte tam bu noktada toplum alarm vermelidir. Çünkü çekilen birey değil, gelecektir.

Bir ülkede insanlar hayal kurmayı bırakmışsa, orada sadece psikolojik değil, siyasal bir tükenmişlik vardır.

Tükenmişlik kader değildir. Ama kader gibi sunulursa kalıcı olur. Çözüm, “dayanın” demekte değil, dayanmak zorunda bırakmayan bir düzen kurmaktadır. İnsanı yoran hayat değil, hayatın adaletsizliğidir.

…Ve adalet düzelmeden, hiçbir terapi toplumsal yorgunluğu geçiremez.

Unutmayalım, tükenmişlik, en çok, umudun ihmale uğradığı yerde kök salar.

Kaynak : Ajans Cyprus

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Most Popular

Recent Comments