Pazartesi, Ocak 26, 2026
Google search engine
Ana SayfaKıbrısBir portre çığlığı Özden Selenge

Bir portre çığlığı Özden Selenge

Selenge, Moğolca’da gökkuşağı anlamına geliyor. Ayrıca Moğolistan’ın 21 ilinden birinin adı. Moğolistan’da doğup Rusya’da Baykal Gölüne dökülen 1.024 km uzunluğundaki önemli bir nehrin adıdır aynı zamanda.
Peki konumuzla ne alaka dersen, sabret anlatacağım.

1992’den 1999 yılının Haziran ayına kadar katkı koyduğum Kıbrıs Gazetesi’nden kalbi kırık bir şekilde ayrılmak zorunda kaldım.

Üzerinden çok zaman geçmeden, yeni yeni yaygınlaşan cep telefonumun ekranında yeşil renkte karakterlerle yabancı bir numara belirdi.

Arayan ses, beni, çok kısa süre sonra gazeteye dönüşecek KIBRISLI Aktüel dergisinin yazar kadrosuna dahil etmek istediğini söylüyordu.

Arayan kişi Ekim 2011 yılında kaybettiğimiz ustam Felsefe Doktoru sevgili Doğan Harman ağabeyimdi.
Böylece henüz 25 yaşında Kıbrıslı Dergisinin yazar kadrosuna dahil olmuştum.

Kıbrıslı Dergisi’ne başlayalı bir ay bile olmamıştı ki.. Değerli hocam Özden Selenge Hanımefendinin yirmi üç kişisel sevgilerinden birine davet almıştım.

Haziran ayıydı, ilk kez bu söyleşiyi yaptığım aynı noktada tanışmıştım kendileriyle, sene 1999..
O yıl ben yirmi beş, Özden ablacım ise benim şu anki yaşımın içindeydi, gencecik.

Ayaküstü bir sohbetten sonra, kendisinden özel bir röportaj sözünü koparmıştım.
O gün geldiğinde, fotoğraf makinesi, kayıt cihazı, not defteri, kalem ve heyecanımı da yanıma alıp, bisikletimle evinin yolunu tuttum.

Yolculuğum surlar içinden, bu günkü Rauf Denktaş üniversitesi ana kampüs binasından Lefkoşa’nın Kımsal semtindeki Konya sokağa doğruydu.

Bisikletçi gazeteciydim ben, şimdilerde lüks otomobillerle gezen genç gazeteci arakadaşlar gibi gazete ve radyolarda çalışarak, o günlerde, şimdiki gibi lüks araçlar alabilecek parayı kazandırmıyorduk, şimdi bunu nasıl becerdikleri başka bir yazı konusu.

Kalemlerimiz satılık değildi zira, onurumuz çok önemliydi tek sahip olduğumuz kişisel değerimizdi.

…O yaz sıcağında, bisikletimden indiğimde sırtım ve alnım ter içinde Özden Hanım hocamın bahçe kapısındaydım.

Eve girdiğimde, yardımcısından hemen bir havlu istedi, kurulandım, yaz günü yağmurdan değil, emeğin alın terinden sırılsıklamdım.

Özden Hocam biraz dinlenmem için fırsat tanımak adına, nazikçe müsade isteyip üzerini değiştirmek bahanesiyle salondan ayrıldı.

Soluklanmam için, evin, serin, genişçe salonunda otururken duvarlardaki acı çeken kadın resimlerine takıldı gözlerim.

Çerme çeşit kadınlar ve yüz ifadeleri vardı duvarda. Çiçekli entarili kadın, omzu morarmış kadın, yüzü yaralı, dudağından kan sızan, bir başlarında gözü morarmış kadın..
Sancılı kadın yüzü, acı çeken kadın, ürkek kadın, korkan, hüzünlü, çaresiz kadın portreleri.

Minyatürler, yağlı boya tablolar, gravür benzeri eserler vs.
Ve kitaplıkta rengarenk yazılmış, okunmuş, sırasını bekleyen, sararmış, solmuş bir çok kitap.

Kenarda eski antika bir kanepe, üzerindeki minderlerde Lapta işi kenar süslemeleri.
Kıbrıs motifli örtüler, zigon sehpa üzerinde krem renkte, ince motiflerle örülmüş danteller. Lefkara usulü masa örtüleri.

Yağlı boyayla ince soyut motiflerle nakşedilmiş su testisini inceliyordum.
Naneli limonata kokusu henüz burnuma vurmadan önce. İçine atılan buzların kristal bardağa her çarpışında çıkardığı ince melodiyle kendime geldim.

Buzlu naneli limonatayla duvardaki resimlerin büyülü acı hissinden kurtulmaya çalışırken.
Şile bezinden, yakası, kol başlıkları, eteği ve yer yer zarif işlemelerle bezeli bembeyaz elbisesiyle Özden Hocam salona girdi.

Söyleşimiz ortalama bir buçuk saat sürdü. Yarım saatte muhabbet ettikten sonra oradan, akşam üzeri serinliğinde oradan ayrıldım.

Ve hafızamda Özden Hocamın fırça darbeleriyle hayata döndürdüğü, yeniden doğurduğu, tekrar yaşama kattığı..

Birbirinden güzel kadın yüzlerinin ağlak, sindirilmiş, sus edilmiş, ama yine de bakışlarıyla isyan çığlıkları atan.
Gözleriyle direniş kurşunları atan yaralı kadınların bakışları görsel hafızamda uçuşurken.

Karşıdan esen rüzgarın pedalı çevirip, bisikletin tekerleklerinin hareketini zorlayarak yavaşlatmasıyla beni yorması, umurumda değildi.

Artık, resimlerde, gerçek acıları hep yaşatılacak olan.. O ana kadınların, bacı dişilerin, sevgili kızların hayati acıları yanında benim çektiğim zorluk, şu bacak sızısı neydi ki?!

Özden Hocamın iç dünyasından fırça ucuna. Oradan tuvale yansıyan, acılı kadınların isyanına, direnişine rehberlik eden o zavallı kadınların kurtarıcısı gibi tasvirde bulundum Özden Selenge Hocamı.

Sanatsal rütbesine, omzundaki inci nakışlı apoletlere yaldızsız yıldızlar kondurmak istedim cümlelerimle.

Aradan geçen yirmi beş küsür yıl sonra.. Kültür Dairesi himayesinde, Atatürk Kültür merkezindeki, kendisinin bile sayısını unuttuğu, bilmem kaçıncı kişisel resim sergisinin, bu sefer minyatür sahnesinde bir araya gelmek ve kendisine yardımcı mihmandarlık görevini üstlenmek benim için onur vericiydi.

Özden, samimi, öz varlık anlamına geliyor. Moğolistan’da doğup Rusya’da Baykal Gölü’ne dökülen bu Selenge yani gökkuşağı seli, Lefkoşa’mızda çağlamaya devam ediyor.

Kaynak : Ajans Cyprus

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Most Popular

Recent Comments